Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı

Röportaj: Murat İnan
EDU&ART Dergisi Kasım 2012

Psikiyatri ve beyin uzmanı olarak bilinen Doç Dr Nusret Kaya, medyanın ve halkın yakından tanıdığı bir isim...İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun. Asıl uzmanlık alanı Uyku Psikofizyolojisi olan GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Psikiyatri Kliniği Direktörlüğü görevini yürütürken Doç. Albay rütbesiyle buradan ayrılıp serbest çalışmaya başladı. A.B.D'de Baylor Collage'de çeşitli çalışmalarla bulundu. Uyku konusundaki araştırmalarıyla ödül sahibi de olan Kaya, şu ana kadar on binden fazla "Rüya Analizi" yaparak araştırmalarını destekledi.


Gerçek eğitim nedir? Siz bu kadar yıldan bu kadar tecrübeden sonra, gerçekten insanların eğitilmesi konusunda ciddi bir birikime sahip oluyorsunuz. Bir insan nasıl eğitildi de sonuç ne oldu, bunların zararı veya faydaları nelerdir? Bu konuda bir örnek verirseniz daha yararlı olacaktır. Gerçek eğitim nerede başlar?

Eğitim ana rahminde başlamalı. Çünkü canlılık sperm ve yumurtanın döllenmesinden itibaren başlar. Ana rahmindeki cenin halimiz kiminle besleniyor? Anneyle, anne kanıyla. O halde alt beyinsel eğitimin bir numaralı şartı rahimde geçirdiğimiz günlerin pozitif olmasını sağlamaktır. Çünkü anne koca dayağı yerse, kaynana zırıltısı çekerse bizim toplumumuzda çok yaygın olduğu gibi çeşitli nedenlerle kendini ezik hissederse onun beyin snaps sistemindeki nörotransmitterleri bozuk olur. O nörotransmitterleri bozuk olduğu için cenin bozuk negatif nörotransmitter kayıtlı kanla beslenmek zorunda kalır. Bunun daha global ifadesi anne rahmindeki cenin annenin yaşadığı bütün sıkıntı ve huzursuzlukları hisseder. Ben bunları senelerdir söylüyordum en sonunda Time dergisi kapak yaptı. Hamile bir kadını koydu, annenin bütün heyecansal bozuklukları cenine geçer dedi. Ee şimdi ne oldu oradan başlayan eğitimi ihmal ettiğimiz zaman temel inşaatımız bozuk doğduk. Bak şimdi işe. Şimdi bir binanın temeli bozuksa nasıl en ufak bir sarsıntıda yıkılıyor, bunu bütün depremciler  söylüyor. Hepimiz tamam diyoruz çok makul, ben de aynı şeyi söylüyorum. Biz insanların da ana rahminde geçirdiği dokuz ay on gün bozuksa, temel inşaatımız bozuktur. Dolayısıyla sırçadan köşk yaparsan yap, ne kadar korteks eğitimi verirsen ver hayat bir depreme döner. Yaşam bir depreme döner, çünkü temel inşaatımız bozuktur.

Tam burada şunu sormak isterim. Diyelim ki dünyaya gelen bebek annesinin olumsuz durumu nedeniyle çok negatif şeyler yaşadı ve bildiğim kadarıyla da bu yaşanan şeyler otonom sinir sistemine sirayet etti. Yani temel algılayış biçimleri hissediş biçimleri de ister istemez negatifte başladı. Bunu telafisi nasıl olur, mutlaka bir telafi vardır?

Şimdi bunun telafisi zor. Çünkü ceninken almışsın kayıtları, korteks devreye girmemiş, sistem korunmasız. 0-2 yaş bebeklik ikinci temel inşaat bozuklukları olarak devreye girmiş. Gene korteks devre dışı, yani hatırlayan beyin bölümü yok. Bunları hiç kimsenin böyle tutup da hatırlayan beyin bölümüyle hatırlaması mümkün değil. Gene bildiğiniz gibi 0-2 yaştaki en önemli temel inşaat bozuklukları da tarafımdan  kuyruk bozuklukları olarak tarif edilmiş. Anne dışında değen eller, ateş düşürücü fitilller bunlara kimse dikkat etmiyor. Hemen üstüne sünnet olayı, kastrasyon kompleksi. Bütün bunlar ne yapmış, temel inşaatı bozuk bir toplum yaratmış. Ana rahminde alınan kayıtlar artık kuyruk bozuklukları. Bunun ifadesi ne olmuş? Terör, savaş, ayrımcılık, ben ve öteki. Tabii, ben ve ötekindeki en önemli ben ve öteki cinsel ayrımcılık kısmı. Çünkü cinsel ayrımcı olduğumuz zaman kadın bir biçimde kendisini eksik ve ezik hissedeceği için rahimdeki temel inşaat bozukluğuna ilave olarak bu da girer. Dolayısıyla bizi esas cinsel ayrımcı yapan anamızın rahmidir.

 

Yani orada kayıtlar halinde yaşayıp sonra hatırlayamadığımız negatif birikimler.

Şimdi mesela bildiğin şu evrensel eşit kuyruklu canlıya bunun evrensel eşitliğini artı içimizdeki ben olduğunu nereden anlıyoruz? Bir,  kalın kemiklerle korunmasından, kalın kafatası ve kalın omurga iki.  Kafamızı çarptık, yüz milyon beyin hücresi çöpe gitti, kendini tazeleyemiyor. Omurilik beynin hemen altından kesildi ölüm kesin. Alt uçtan kesildi felç kesin tedavisi yok. Ama gövdemizde koca bir yara çıksın bu sistem yarayı düzeltiyor. Bu içimizdeki evrensel eşit kuyruklu canlıda din, dil, ırk farkı olmadığı gibi cinsiyet farkı da yok. Ama buna bir cinsiyet verdiğimizi düşünelim. O zaman reel cinsiyeti nedir? Mademki %50 sperm %50 yumurtadan oluşuyoruz, yani %50’miz babadan %50’miz anneden geliyor bunun cinsiyeti %50 adam %50 kadındır. Hiç kaçmaz. Hepimizde var. Fakat felaket şurada başlar: Kadın ak deliğini bilmez.

Ak delik?

Vajina. Ak deliğini bilmediği için, %50 kadın kısmıyla barışmaz. Çünkü %50 kadınla barışması için kuyruk biliminde ak deliğiyle barışma şartı var. Kadını kadın yapan organ hangisi? Vajina. Nam-ı diğer ak delik. Bunu bilmeden ne olur? Bebeklik zamanlarında, genç kızlık zamanlarında mecburen klitoral enerji kullanır, zorunlu çünkü ak delik yok. Ama bebeklikte uyarılmış klitoris, mastürbasyon şartı da yok. Seksten bahsetmiyorum, ağacın beslenmesinden bahsediyorum. Yaşam ağacı, Medulla Spinalis, yani omuriliği. Bunu biliyorsun eski sümer çivi tabletleri yaşam ağacı demiş ya, dallı budaklı ya. Ağaç kökten başlangıçta klitoris ve anüsten beslenirken, vajina atlanıldığı için kadın erkek olarak doğuyor ve öteki %50 hali kadınla da barışamamış, ne yapmış? Erkek olarak doğurmuş. Kadın alt beyinsel anlamda erkek olarak  doğurduğu zaman toplumsal felaketler başlar. Çünkü doğurduğu erkek çocukların pipisini kendi pipisi kabul eder.

Bunu bilinçsiz olarak yaşıyor!

Bilinçsiz, kastre edilmiş adamlar topluluğu çıkar. O zaman kavga şudur: Görünüşte adam içte kadın, görünüşte kadın içte adam, kavga denge bozulmuş. Dolayısıyla mecburen ve zorunlu olarak ilk eğitim ak delik eğitiminden başlar. İçindeki %50 kadınla barışacak ya, denge kurulsun. Bu ak deliğiyle barışmayan kadınlar da kabaca ikiye ayrılıyor. Bir tanesi ne? Hala klitoris hakim olan Amazonlar, ak deliği doğurma deliği vajinayı doğurma deliği kabul eden Kibele’ler. Ne oldu, koca bir grup Kibele Anadolu falan onun için hangi toprağı kazsak Kibele heykelciği çıkıyor. Büyük şehre gelenlerin büyük bir çoğunluğu da Amazon. Ne oldu, cinsel ayrımcılık başladı gene. Çünkü Amazon rahmine düşeni pipisiz ister, kız çocuğu. Kibele rahmine düşeni pipili ister, onun için Kibeleler erkek çocuğu buluncaya kadar doğururlar. Erkek çocuğu bulunca da adına Yeter, Dursun falan diyorlar. Ne oldu? Daha anamızın rahminden çıkarken cinsel ayrımcı çıktık. İşe bu yüzden çok önemli. Kadın önce içindeki %50 kadınla barışacak, sonra gebe kalıp doğuracak.

 

Bu peki cinsel ilişki ya da cinsel hayatla doğrudan ilişkili bir şey mi, yoksa başka şekillerde de örneğin bir kadın, dul bir kadın ya da genç bir kadın veya biraz yaşlanmış ama evlenmemiş bir kadın.

Yaşam ağacının ak delikten beslenme eğitiminde seks şartı yoktur! Çünkü anlattığımız seks değildir.

Çok ilginç ama hocam, hem onu diyorsunuz keşfedecek diye hem cinsellik...

Niye? Bir kadın eğer çok motive olursa ak deliğini seks şartı olmadan keşfedebilir. Onun için seks şartı yoktur.

Nasıl keşfedebilir?

Gayet basit, onun varlığını beynine tanıtarak.

Bu üst beyinsel bilgilenme ve bu konuda tefekkür diyebileceğimiz biraz daha içsel görü ile. Hatta hatta mutlak bakirelerde işimiz çok daha kolaydır. Vajinanın kuantumu bozulmadığı için, örneğin şöyle bir çalışmayla: Ben yaşam enerjimi kutsal kasemin dibinden, omuriliğimde ki vajinal sinir kanalıyla, seks şartı olmaksızın alt beynime çıkarıyorum. Böyle bir çalışma mutlak bakirelerde tahmin ettiğinden çok daha çabuk netice veriyor. Kuantum bozulmamış.

Yani yaşam enerjisi bozulmamış.

Yani ağacın temiz su kullanması için, yaşam ağacı ya, yaşam enerjisini temiz sudan alması için en zor anlaşılan kısmı anlatıyorum. Seks şartı yoktur!

Peki bu Amazonların işine gelir mi?

Hepsinin işine gelir. Bunun böyle olmadığını şu eski mitosla örnekleyeyim, ben mitosları çok severim bilirsin. Şu meşhur İsis ve Osiris hikayesi. Kimilerine göre kardeş, kimilerine göre sevgili. Mısır kökenli bir hikaye. Kötü Tanrı Osiris’i on dört parçaya ayırır. İsis’te onu toplamaya başlar. On üç parçayı bulur, on dördüncü parçayı bulamaz. Bulamadığı parçanın adı bütün mitoslarda penistir. Dolayısıyla burada anlatılan şey bu. İsis olmak için penis şartı yok. Çünkü İsis kutsal dişi simgesidir. Hiyeroglifsel olarak beyaz bir kraliçe, uzun bir sopa, ucunda yıldız. Yani ben göğe, rahmana açılabilecek bir kadınım. Kutsal dişiyim. Ee ne oldu, penis şartı yok.

Penis şartının olmaması, özgürlüğü ya da kendini bulabilmesinin yollarının tamamen açık olması,  önemli bir bilgi.

Artı gene eski mitoslardan bir örnek vereyim, canlı bir şey olsun. Rab, ışığını kadıların kutsal kasesininin dibine sakladı, kim keşfedecek diye izlemektedir.

 

Bu nereden Hocam?

Bu eski öğretiler, Tevrat, Kabala. Çok üstü kapalı Kur’an’da da var. Çok derin şifrelerde. Şimdi benim “Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı” kitabımda işleniyor. Şimdi dolayısıyla burada anlayanlara çok önemli bir bilgi var. Kim keşfedecektir de seks anlatılmıyor. Keşif anlatılıyor. Savaşları bitirecek bilgi budur. Kadının içindeki %50 kadınla barışması için ak deliği keşfetme şartı vardır. Ve bu keşfetme şartı seksten bağımsızdır, omurilikte vajinal sinir kullanma şartına bağlıdır. Ağacın temiz su kullanma şartına bağlıdır.

Peki, bir şey sorayım. Biraz önce bahsettiğiniz telkin var ya. Hani alt uç, vajina. Yozgatlı bir kadın vajina dedi, bu telkini yaptı. Zihni aynı telkini oluşturur mu? Yoksa onun kendi anlayabileceği dilden, gene en az kelimeyle uzatmadan söylese?

Onu okurların çağrışımına bırakıyorum. Yani herkes kendine uygun bir dilde bunu ifade edebilir. Çünkü ben doktor olduğum için bunların Latincelerini kullanmak durumundayım. Tabii başlangıçta çok global vermek lazım bilgiyi, karmaşık halde verirsen anlaşılmaz oluyor. Mesela erkek için de düşünecek olursak, onlara da şöyle bir telkin vermekte fayda vardır: Ben yaşam enerjimi fallusumdan omuriliğimdeki penis siniri kanalıyla seks şartı olmaksızın alt beynime çıkarıyorum. Bu arada tüm aksayan organlarıma yaşam enerjisi veriyorum. Niye? Çünkü tırtıllar gibi dip dibe yaşamıyoruz. Sekste bir kadının vajinayı yaşaması bir erkeğin penisindeki boşalmayı kontrol etmesi tamam önemli olabilir ama diyelim ki ne kadar sık yapabileceğiz? Bir haftada üç beş kere. Geri kalan zamanda ne olacak? Yeniden alışmış olduğumuz anal enerji. Bağırsak, kirli bağırsak. Ağaç bağırsaklardan beslenmesi toplumsal felakettir. Çünkü bağırsak öncelikle kafayı kirletir, düşünce ishali yapar, ağız ishali yapar, bakış ishali yapar, ağız osuruğu yapar bildiğin gibi. Dedi kodu yapar, bitmek tükenmek bilmeyen dedikodu yapar. Of, puf yapar, şikayet eder. Bağırsak bu. Artı hiyerarşik düzenin kurbanıdır. Onun bağırsağı benden güçlü, benimki de ondan güçlü diye yaşar. Eşitliğe inanmaz. Ne zaman ki doğru kök sinirinden yaşam enerjisini almayı öğrendik, ilk olgu eşitlik olgusudur. Hepimiz Allah’ın yarattığı eşit canlılarız. Ama buna geçiş yapmak için bu eğitimler son derece önemli. Ağaç temiz su kullanacak.

Mesela bu konuda şu anda çalıştığım Taha suresinden bir örnek vereyim: Diyor ki, "Musa ile Samiri ve kavminin hikayesi. Samiri ve kavmi önce mücevherlerini toprağa gömüyorlar. Sonra böğüren buzağı heykelciğine tapınıyorlar." Bak simgeye bak ,muhteşem. Böğüren buzağı heykelciği simge dilinde ağlayan çocuktur. Çünkü heykel olsa böğürmez, inek demiyor buzağı diyor. İnek: yani rahim onun buzağısı da çocuk. Böğüren olduğu zaman ağlayan çocuk. Ak deliklerinden vaz geçtiler, hazineyi gömdüler, böğüren buzağı heykelciğine yani çocuklarına tapınmaya başladılar. Felaket. Çünkü o zaman Rahman kaybolur, sadece rahim kalır. Üstelik doğrudan şirke girmiş oldukları için küfre girer. Zaten Musa da sonunda şöyle diyor: "Allah  sizi unutulmaya ve yalnızlığa mahkum etti. Bundan sonra kimseyle konuşamayacaksın" diyor Samiri’ye. Hakikaten çocuk şahi ailelerle başa çıkamazsınız.

Hocam, A’li İmran suresinde bir çift Allah’a dua ediyor. Allah’ım sen bize bir çocuk ver diye, daha sonra bu çocuk yüzünden Allah’a ortak koşuyorlar.

Böğüren buzağı heykelciğine tapınmanın ağlayan çocuğa tapınmak olduğunu benden başka kimse anlatmaz.

Ben ilk defa duyuyorum.

Çünkü ben rüya dilinde uzmanım. Aradaki fark da o. Tipik bir simgedir bu. Bunu herkes putperestlik olarak yorumluyor, putperestlik de niye böğüren buzağı heykelciği? Bu Kur’an’ın muhteşemliğidir, belagatinin muhteşemliğidir. Sen eğer doğurduğun veya doğurttuğun çocuklara tapınıyorsan zaten yukarda aklınla ve dilinle sadece şekil ibadeti yaparsın.

Hocam bunu biraz pratik olarak anlatabilir miyiz, çocuğa tapınmak ne demek? Ne yaparsak çocuğa tapınmış oluruz?

İşte bunun modern yaşamdaki  karşılığı çocukşahi aileler grubudur. Çocuklarının peşinden imtihanlara dolaşan, çocukları yaşarken kendileri yaşayamayan aileler her tarafta çokça. Bak etrafına. Yani neticede bunların zaman içerisinde anlaşılabileceğini ümit ediyorum. Gene bir örnek daha vereyim bunlar senin hoşuna gidecek yeni bilgiler. Sümer çivi tabletleri ne diyor, bilgi ağacının bilgisi neyse onu verdik, yaşam ağacınınkini vermedik. Yani korteks bilgisi var, internette dolu ama kimler oluyor bunlar, papağan korteks. Şu şöyle dedi bu böyle dedi, sen ne dedin, sen bir şey dememişsin. Yaşam ağacını vermedik peki şimdi neredeyiz verilmeyen bilgiyi vermeye ve yaymaya çalışıyoruz. Yapabildikçe bir nokta koymaya çalışıyoruz. Kur’an literatüründe buna bir atıf var. Hz. Muhammed’e diyorlar ki: Sana ruhtan soruyorlar. Hz. Muhammedin cevabı şu: Ruh rabbinin emrindedir, insanlar çok az şey bilir. Ne oldu? İkisini yan yana getir. Ruh zannettiğimiz şey kuyruktur. Kuyruktan gelen enerjilerin kafayı değiştirmesini ruh kabul ederiz. Buraya eski Çin bilgesinin kaplumbağanın sırtına eski çivi yazısıyla yazdığı şeyi koyalım. Ne diyor? Kafayı bilmek için kuyruğu incele.

Hocam ama tefsirlerin çoğunda o ruhtan kasıt Cebrail A.S.’ ın olduğunu söylerler. Vahiy meleğinin olduğuna dair ifadeler vardır bu bahsettiğiniz ayetler İsra suresinde, sana ruhtan sorarlar diye bir ayet vardır.

Evet İsra’da. Tabii orada da şöyle bir şey var, o da muhteşem. Melaik görünmeyen enerji diyor. Görünmeyen enerji, buyur. Dolayısıyla o haberci görünmeyen enerji olur. Cebrail, haberci görünmeyen enerji. Gene orada Elmalılı’dan atıfta bulunuyorum, vahiy almak için peygamber olma şartı yoktur, her insan vahiy alabilir, rüya dilinde alır.

Rüya ile ilgili hadis kitaplarında “Peygamberlik bitmiştir ama salih rüya devam etmektedir, peygamberliğin kırk altı ya da kırk küsür cüzünden birisi de rüyalardır.” mealinde bazı hadis rivayetleri ve yorumları vardır.

O zaman rüyalara geçecek olursak da, tabii ki korteksin hatırlamadığı dönemleri bize anlatabilecek tek silah rüyalardır. Sadece vahiy anlamında ele almıyorum, çünkü vahiy çok az bazılarımıza nasip olur. Rüya dilinde bile olsa. Ama diğerleri ana rahmi, 0-2 yaş bebeklik rüya dilinde ortaya çıkar. Temel inşaat bozuklukları düz konuşmalarla anlatılamazken ana rahmi, 0-2 yaş, duygusal şoklar, uykuda yaşadıklarımız, ameliyatlarda yaşadıklarımız, şoklarda yaşadıklarımız rüya dilinde anlatılabilir. Niye Nusret Kaya düz konuşma yapmıyor, rüya analizi yapıyor bu anlaşılır. Çünkü korteks politika yapar, yalan söyler, içindeki beni tanımlamaması için direnç gösterir, sana doğruyu anlatmaz korteks. Bundan sekiz, on sene önce siyah-beyaz bir film vardı: Bir ağacın altında bir sahne, dört tane görgü şahidi. Aynı sahneyi dördü başka türlü anlatıyor, sahne aynı. Korteksin realiteyi anlatma gücü yoktur. Yani bunların hepsini bir araya getirecek olursak: En basitinden anlatıyorum, Yaşam ağacı temiz su kullanmak zorunda, otururken bile. Bunu yapmadığımız zaman hiçbir kabahatimiz yok bağırsak kullanırız. 1. Günde üç kere tıkınma alışkanlığımız yüzünden 2. Günde bir defa tuvalete gitme alışkanlığımız yüzünden. Bunlar insansal şeyler tabii ki olacak, ama tuvalete her gidişimizde anüs nam-ı diğer kara delik ben buradayım der.

Yani sinirler çalıştığı için tekrar aktif hale gelir diyorsunuz.

Evet. Dolayısıyla oral-anal sinir hatları hepimizde bir alışkanlık halinde kullanılır hale gelmiştir. 1. Gırtlak 2. Bağırsakların devamlı dolu olması 3. Günde bir defa tuvalet ihtiyacımız. Bunlar yaşam ağacının zorunlu olarak oral-anal sinirden, yani kirli sudan beslenmesine sebep olur. Onun için bu enerji alfabeni A harfi kuyruk biliminde. Temiz su kaynağına döndürmek şartı var. Bunu yapan danışanlarımın tamamında değişim mucize değil. Bakışlar başlıyor değişmeye, sesin tınısı değişiyor, savaşçı bağırsak sulhçu hale geliyor.

Hocam burada yeme, içme disiplini önemli değil mi?

Tabii, mesela alkolün yasaklığına ben tamamen katılıyorum, çünkü alkol bağırsağı yaktığı için ön plana çıkartılır. Nasıl ki ağzını yakıyor, bağırsağı da yakıyor. Artı çok tıkınmayı da ben tamamen negatif kabul ediyorum. Hatta o konuda bir hadis hatırlıyorum. Yine Elmalılı’dan öğrendiğim kadarıyla. Allah şişmanları buğz eder. Niye? Bağırsak çok önde, devamlı tıkınıyorsun kardeşim.

Destekleyecek bir şey söyleyebilir miyim hocam? Bir gün peygamberimizin (s.a.v.) yanında kafir birisi var, devamlı yemek yiyor. Daha sonra peygamberimize (s.a.v.) soruyorlar: Ya resulullah, yemek yemenin ölçüsü nedir? Çok güzel bir yanıt veriyor. Mümin bir mideye, kafir yedi mideye yer diyor.

Çok güzel

Yemek yiyeceğiz ya resulullah ne kadar, nasıl yiyelim diye soruyorlar. “Sırtınızı dik tutacak kadar, birkaç lokma yeter. Ama tam yemek istiyorsanız midenizi üçe bölün. Üçte biri nefes, üçte biri su, üçte biri yemektir” diye cevap veriyor.

Şimdi yine Elmalılı’dan örnek vereyim. Benim bu konuda çok bilgim yok. Ama Elmalılı’nın on ciltlik Kur’an tefsirini üç kere hatim etmiş bir doktorum. İslam ne? Slm kökenli. Slm ne? Barışçılık, Allah’tan başkasına tapmamak, doğru mu? O halde Kur’an literatüründe bunun dışındaki her şey yanlış anlaşılmıştır. Mesela en tipik örnek: Cahit, Cihat. Gayret etmek demek. Savaşmak demek değilken, mücahit’i savaşan adam olarak çevirmenin hiçbir anlamı yoktur. Gayret eden adam. İkincisi, çok çarpıcı bunlar onun için Elmalılı’dan öğrendiğime göre yine, kafirin bir tek anlamı var Arapça kökende. Kafir eşittir popo demektir diyor. Şimdi İslam inancına uymayan kişilere Kur’an literatürü ne diyor? Kafir diyor. Kafirin anlamı ne; popo! O halde sen istediğin kadar yukarıya hu çek, abartılı bağırsak adamıysan adın ne? Kafir. İster bunu tıkınarak ifade et ister şirk yaparak ister dedikodu yaparak ister bağırarak fark etmez. Önce kuyruktaki doğru yolu bulacağız. O da ne ile anlatılıyor bildiğin gibi o da İhdinas sıratal müstakim. Bu kadar dümdüz yol kuyrukta vardır, dışarıda yoktur. Önce kuyruk düzelecek. Kuyruğun düzelmesinde alfabenin A harfini size yazdırdım. Seks şartı yok.

Çünkü benim anlattıklarımın en karıştırılan yeri burası. Ben seksten bahsediyorum zannediyorlar, alakası yok. Ben ağacın doğru beslenmesini anlatıyorum. Alfabenin A’sı tabii anlayana. Bu bilgiler korkunç büyük bir dirençle karşılaşır.

Niye büyük dirençle karşılaşır?

Çünkü, büyük bir çoğunluğumuz kuyruğumuzun farkında değilizdir. Beynin 55-60cm’lik bir kuyruğu olduğunun bilincinde değilizdir. Hani ki ben tıp dışında birisi olsam, her şeyi bir kenara bırakırım, ya benim içimdeki ben nasıl çalışıyor hemşerim? Önce oradan başlarım. Matematikçi de olsam, edebiyatçı da olsam, bilgisayarcı da olsam önce oradan başlarım. Bana Allah nasıl bir yapı vermiş? Bunu bilmeyi doktorlara bırakmak bağırsaktır. Çünkü o zaman onlara inanmak zorunda kalırsınız.

Çok önemli hocam bu söylediğiniz. Yani herkes kendi çapında kendi zekası ve yetilerine güvenerek kendini araştırmalıdır diyorsunuz.

Size konulan tanıları sorgulama hakkınız var, size yapılması istenen operasyonları sorgulama hakkınız var. Ama bu sorgulama hakkına ulaşmanız için içinizdeki benin çalışmasını bilmeniz gerekiyor. Alfabenin A harfinden gene bir tanesi, bu konuda muhteşem bir bilgisizlik var, üniversite mezunlarında da var bu bilgisizlik. Önce hepimizin eşit olduğu yapısı bilinecek.

Şimdi mesela ben Recep Tayyip Erdoğan’la eşit miyim?

Evet. Kesin, hepimiz.

Aslında bunu İslam’ın kendisi de söyler. Hocam, mülakatımızın sonuna geldik, neler söylemek istersiniz?

Kur’an’dan bir örnek vererek sözlerimi tamamlayabilirim. Oradan örnekler vermeyi seviyorum, çünkü çok muhteşem bir kitap Kur’an. Biz insanları yarattık, dünyaya halife olarak gönderdik. Halife ne demek? Abartılan bir şey değil, kalfa demek. Kimseye baş kalfalık vermemiş ki! Öğrenin diye göndermiş bizi. Eşit göndermiş. Çalışın. Ha birileri baş kalfalığa soyunuyor yanlış. Yani birisi gelip bana ya Nusret Kaya, ben senden büyüğüm derse çok affedersin ben ona diyorum ki: Sen sabahleyin kaka yaptın mı? demişliğim olmuştur. Yani onu söylüyor, o da söylüyor. Bağırsağı olan bir insan üstünlük taslayamaz. Bağırsağa esir olan insan üstünlük taslar. Ve o zaman da en büyük iki günahı kullanır. Bir: Şirk. Onları bırakın bana tapının. İki: Kibir. Paylaşacaksın, araştıracaksın. Dünya bir laboratuvar. Şimdi din, dil, ırk, şekil, cinsiyet ne olursa olsun. Bir vatandaşın laboratuvar tahlilinde şekeri 300 çıktı bunun anlamı ne? Şeker hastası. Aynı şekilde içimizdeki benin mutlak eşit olduğu bilgisindeki tüm sapmalar hastalık bulgusudur. Sosyal hastalık. Savaş. Bunu anlamak için de yine Kur’an’a müracaat ettiğimiz zaman, Hz. İbrahim bile Müslümandı dediği anda şu çıkar ortaya: Bu bir eğitimdir, sade din değildir. Barışçıllık eğitiminin birinci şartı budur. Eşitlik bilgisi. Çünkü öbür türlü ben İslam’ım sen Hıristiyan’sın ben şuyum, sen busun, ben beyazım, sen zencisin, ben erkeğim, sen kadınsın… bitmez! Asla bitmez. Birinci bilgi budur. O da Müslümandı derken bunun çok gerilerden gelen bir eğitim olduğu anlatılır. Bu eğitimin de adı budur. Barışçıllık ve Allah’tan başka kimseye tapmamak. Ne büyüğe, ne küçüğe. Eğer bunun tadını çıkartırsanız muhteşem güzel ve özgür bir duygudur. Yerdeki hayat çok güzel hale gelir. Niye: Bir tek komutan var. Öbür türlü bir sürü komutan var.

Bize vakit ayırıp değerli bilgiler paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.

Benim içinde güzel bir röportaj oldu, ben de size teşekkür ederim. Güle güle,